çakmak
1. askerlik, Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni
2. isim, Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası"Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı. - Burhan Felek"
3. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti
4. isim, tıp, Kuruduğunda kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı
5. -den, argo, Anlamak, bilmek"Ay, bu kadın İngilizceden de çakıyor mu? - Nezihe Araz"
6. mecaz, Bir şey saplamak
7. Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak"Çakıyor, kenarlarından fısır fısır ışıklar dağılıp kararıyor. Çakıyor, ateş almıyor. - Sevinç Çokum"
8. argo, Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak"Kalp parayı birisine çakmak. - "
9. Kazık çakıp hayvan bağlamak"Atı çayıra çakmak. - "
10. nesnesiz, Parıldamak, ışık vermek
11. teklifsiz konuşmada, Sezinlemek, anlamak, farkına varmak"Vallahi çaktı mı çakmadı mı anlayamadım. Parasını aldı, tüydü. - Sait Faik Abasıyanık"
12. -den, argo, Sınavda başarısız olmak
13. -e, Vurarak sokup yerleştirmek"Çiviyi tahtaya çakmak. - "
14. Çivi ile tutturmak"İsa'nın ruhu eğer bugün içinden çıkmış olduğu yere inerek bu sahneyi görseydi, kim bilir patriklerini hangi oduna çakardı. - Falih Rıfkı Atay"
15. nesnesiz, argo, İçki içmek