sallanmak
1. nesnesiz, Bağlı bulunduğu yerde gevşek duruma gelip yerinden oynamak; kımıldamak"Dişi sallanıyor. - "
2. Bir şey belli noktasından bir yere bağlı kalmak şartıyla o noktanın iki tarafına aynı doğrultuda ve sürekli olarak gidip gelmek; ırgalanmak, ırganmak"Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. - Yahya Kemal Beyatlı"
3. Güçlü bir biçimde sarsılmak; titremek"Yere çivilenmiş koca masayı sarsarken oda bir salıncak gibi sallanıyor. - Sait Faik Abasıyanık"
4. mecaz, Makamından veya bulunduğu durumdan uzaklaşmak, yerini bir başkasına bırakmak tehlikesiyle karşılaşmak
5. Salıncak, hamak vb.nde kendini sallamak
6. mecaz, Vaktini boş ve yararsız işlerle uğraşarak geçirmek; oyalanmak, savsaklanmak"Gün boyunca sallandı, sonra akşam yemeğini yetiştiremedi. - "