kırmak
1. nesnesiz, Belirli bir biçimde katlamak"Forma kırmak. - "
2. nesnesiz, ticaret, Değerinden düşük fiyata almak"Bono kırmak. Çek kırmak. - "
3. mecaz, Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek; yaralamak"Bazen bir kelimenin, bir ses tonunun sevdiğimiz bir insanı kırdığını görürüz. - Mehmet Kaplan"
4. mecaz, Gücünü, etkisini azaltmak"Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış. - Burhan Felek"
5. -e, Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek"Ne tarafa doğru meyil varsa gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki bisiklet doğrulsun. - Burhan Felek"
6. argo, Kaçmak, uzaklaşmak
7. -i, Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak"Taşları kırmak. Bardağı kırmak. - "
8. Tahılı iri ve kaba öğütmek
9. Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
10. Vücut kemiklerinden birini parçalamak"Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın! - Osman Cemal Kaygılı"
11. mecaz, Yok etmek"Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım - Enis Behiç Koryürek"
12. Öldürmek, yok olmasına neden olmak"Bu yıl soğuk, hayvanları kırdı. - "
13. İri parçalara ayırmak