koltuk
1. denizcilik, Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip
2. Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni"Babamız, annemizi gelin geldiği ilk gün şu merdivenin alt başında karşılamış, koltuk yapılmıştı. - Hüseyin Cahit Yalçın"
3. eskimiş, Kenar, tenha yer
4. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye"Ta yan beline kadar gömüldüğü koltuğunun içinden ileriye doğru uzandı. - Yakup Kadri Karaosmanoğlu"
5. ağızlardan, Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler
6. isim, Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer"Gazetelerini bir koltuğunun altına koydu, zayıf kollarıyla kutulara sarıldı. - Halide Edip Adıvar"
7. Yapıcılıkta yan destek
8. mecaz, Yüksek mevki, makam"Koltuk kavgası. - "
9. argo, ► genelev"Burası Mesut Bey adında bir herifin koltuğudur. - Hüseyin Rahmi Gürpınar"
10. mecaz, ► kayırma"Dayısının koltuğunda sırtı yere gelmez. - "
11. mecaz, ► koltuklanma"O koltuktan hoşlanmaz. - "